 |
|
 |
|
|
| |
Ergün Arıkdal - Otobiyografi
Otobiyografi
ÇOCUKLUK YILLARI
“Çocukluğumda, ‚‘Necati‘ adında bir tanıdığımız vardı. Bir gün annem, babam, ben ve Necati Bey bizim evde oturuyorduk. Necati Bey bir ruh daveti yaptı. O gün, ruh çağırma seansıyla ilk kez tanışmıştım ve bu izlenim hiç kaybolmadı. Bayağı bir şeyler oldu, tıkır tıkır cevaplar verdiler. Birini davet ettiler, annem sorular sordu; sonra vefat eden bir arkadaşlarını çağırdılar, ona niçin öldüğünü ve benzer bir şeyler sordular. Ben korkmuştum, o zamanlar tüm perdeler kapalı oturuyorduk. Harp zamanı olduğu için siyah storlar vardı. Hatta camlar da maviye boyanmıştı. II. Dünya Savaşı yıllarında bombardıman ihtimaline karşı ışıklar sızmasın diye böyle önlemler alınırdı. Ben, birileri geliyor mu, diye hep perdelere bakıyordum. Yani o olay benim zihnimde yer etmiştir. Ne fazla ürktüm, ne de fazla cazip geldi, tedirgin bir vaziyette kaldım. Annem, babam da bir şey söylemediler; annem zaten bilmez, babam da inanmadı, ’Yahu,’ dedi, ’Necati’nin işleridir gene, kerata yine bir şeyler yapmıştır.’ “
BABASI HAKKINDA
“Babamın da başından bu tarzda birtakım enteresan olaylar geçmiş; Şam’da iken orada bir Arap astrologla görüşmüş, kendisinin durumuna baktırmış. Adam babama ‘Sen burada otur, bana müsaade et‘ deyip odasına çekilmiş. Yarım saat sonra beti benzi sapsarı bir şekilde dışarı çıkan adam, yorgun bir vaziyette neler olacağına dair bir şeyler söylemiş. Zannediyorum adamın bütün dedikleri çıkmış, yani babamın hayatının belli başlı noktalarını anlatmış adam. Bunu bana anlatmazdı ama onun hareketlerinden anlıyordum. Kadere bayağı rızası vardı; başına bir şey geldiği zaman sesini çıkartmaz, dişini sıkardı. Ben bu halini o olaya bağlamıştım. Olacakları genel hatlarıyla biliyordu, kendisine söylenmişti. Bağırmasına, çağırmasına hiç lüzum yoktu. Hangi zamanda ne türlü olaylarla karşılaşacağını genel hatları ile bilir bir özelliği vardı.“
ÖĞRENCİLİK ve GENÇLİK YILLARI
“1947’li yıllarda, Bütün Dünya diye bir dergi çıkardı. Onun içerisinde Fransızların ’Selection’ adlı dergilerinden veya Amerikalıların ’altıncı duyu, ipnoz, geçmiş hayatlar, ruhlarla görüşmek, telepati var mı?’ gibi konularla ilgili dergilerinden seçilmiş makaleler vardı. Bunlar benim hoşuma giden konulardı. Dergiyi alabilmek için o zamanki çocuk bütçesiyle para ayırırdım. 1950 yılında ağabeyim İstanbul’da, İktisat Fakültesinde okuyordu; ben de Konya’da orta okulda okuyordum. Ağabeyim bir yaz tatilinde Konya’ya geldi; gelirken Ruh ve Kainat dergisini de yanında getirmişti. Dr. Bedri Ruhselman’ın, İstanbul’da yayınladığı dergiydi bu. Onunla ilk defa orta okulda karşılaştım. Onu okudum, tabi yarısını anlamadım. O, benim için kutsal kitap gibi bir şey olmuştu; her şey onun içindeydi. Daha sonra lise tahsilim için İstanbul’a geldim ve yatılı olarak İstanbul Erkek Lisesi’ne girdim. Bu konularla ilgili bilgilerimi artırmak için orada daha çok imkan buldum. Hafta sonları dışarı çıkar ve doğru sahaflara giderek kitaplar arardım. Lise sona doğru bu konuyla ilgili Fransızca kitaplar da biriktirmeye başladım çünkü Fransızca okuyordum ve Fransızca öğrenmeyi kafama koymuştum. Elime birkaç tane kitap geçti. Hem onları okudum hem de yazarın yararlandığı kitapları bulmaya çalıştım, birçoğunu da buldum. Sonra lise bitti, 1957’nin Ekim ayında fakülteler açıldı.“
M.T.İ.A. DERNEĞİNE GELİŞİ
“Liseden bir arkadaşım vardı ve benim bu konularla ilgilendiğimi biliyordu. Ben de derneği arıyordum ama İstanbul’da nerede olduğunu bilmiyordum. ’Talebelikten çıktın artık, şimdi üniversitelisin, vaktin de var, gidebilirsin’ diyordum kendi kendime. Bir gün bu arkadaşım geldi ve ’Beni çok enteresan bir yere götürdüler geçen hafta’ dedi. ’Nereye gittin?’ dedim, ’Garip bir yere; biz, şu ruh cemiyetine gittik.’ dedi, ’Yok ya.’ dedim, ’Nerede bu? Beni götürür müsün?’ Ertesi perşembe akşamı onunla Beyoğlu Billurcu Çıkmazı’ndaki ilk derneğe, Dr. Bedri Ruhselman’ın tuttuğu derneğe gittik ve ondan sonra da ben o işin peşini bırakmadım çünkü bilgi edinmem lazımdı. İki senem okumayla, araştırmayla geçti. Derneğin kütüphanesinde Ruh ve Kainat’ın son sayılarını ve Dr. Bedri Ruhselman’ın diğer yayınlarını buldum. Hem fakülteye gidiyordum, hem Fransızca çalışıyordum, hem de bu konuları okuyordum. Sonra yavaş yavaş derneğe yeni insanlar gelmeye başladılar. Rahmetli Suat Tahsuğ’la da o dönemde tanıştık. Fransızca bilen bir hanım arkadaşımız, yabancı dil bildiği için bir bankanın kambiyo servisinde çalışıyordu. O sırada Suat Bey de şef muaviniymiş. Bir sohbet sırasında hanım arkadaşımız metapsişik konularla ilgili olarak derneği anlatmış. Suat da bu konularla ilgilendiği için derneğe gelmeye karar vermiş. Ben büyük bir sempati duydum kendisine, benim en iyi dostumdu. Benden sekiz dokuz yaş büyüktü. Bana çalıştığı yeri söyledi ve ’Vaktin olursa uğra, çay kahve içeriz’ dedi. Ben de arada sırada ona uğramaya başladım. Derken kimsenin haberi yokken bir proje oluşturmaya başladık. Ona dedim ki,’Gel biz seninle seminerimsi bir şey yapalım. Senin çok iyi Fransızcan var, benim ki o kadar iyi değil. Bende, Jose Luov’un Herkes İçin Medyomluk diye güzel bir kitabı var. Herkesi cezbeder.’ Biz hemen sekiz on kişilik bir grup oluşturduk. Nasıl bir çalışma yapacağımızı arkadaşlara anlattık. Bir canlılık oldu, grup büyüdü ve biz on, on iki kişi olduk. Suat Bey okuyor ve hemen türkçeleştiriyordu. Biz de not alıyor ve arada toplanıp alınan notlar üzerinde çalışıyorduk. Derneğe 1957’nin Aralık ayında geldim, 1958’in baharında bu işleri başlattım ve o günden beri bu iş hiç bitmedi. Ondan sonra o arkadaşlarımızla işleri daha da büyüttük. Bizim bu çalışmaların hemen etkisi oldu. Nereden duydularsa, ’Biz de katılacağız, bizi de alın aranıza’ diye talepler olmaya başladı. ’Gelin, neredeydiniz şimdiye kadar?’ dedik ve birçok insan derneğe akın etti. Ondan sonra çok güzel bir ahenk içerisinde dersleri başlattık ve bu sefer işleri programlı derslere döktük. Ben arkadaşlara Ruh ve Kainat’tan konferanslar hazırladım. Önce kendim başladım, ondan sonra Suat Bey, Feridun Tepeköy Bey ve Abidin Bey vb. bu işe başladılar. Birinci cildi altıya böldük ve her hafta bir kişi kendi üzerine düşen bölümü aktardı; birinci cildi altı haftada bitirdik. Ondan sonra geldik öbür cilde ve halka çıktı otuz, kırk kişiye. Böylece 1958’i bitirdik. Ondan sonra, 1959 yılında iş artık oldukça gelişti. Bu sıralarda Adnan Bey ve başka arkadaşlar geldiler. Biz de başka çalışmalara başlarken dersleri onlara havale ettik. Konferansların çeşidi ve konferansları vereceklerin adedi arttı. O senelerde Jale Gizer hanım teyzesiyle birlikte derneğe geldi. Jale, perşembe konferansından evvel geliyor, içerideki odada oturuyor ve diğer insanlar gelince hemen bir sohbet açıyordu. Ortaya bir fikir atıyor ve konferanstan evvel herkesin en az bir saat pür dikkat bu konuyla meşgul olmasını sağlıyordu. Ona dikkat ettik, işi gayet güzel götürdüğünü gördük ve arkadaşlarımızın böyle bir çalışmaya ihtiyacı olduğunu düşünerek bir seminer düzenlemeye karar verdik. Cuma günü seminer günü oldu. Bu sefer derneğin kendi üyeleri kendi aralarında konuşmaya başladılar; çok güzel çalışmalar oldu. Bu arada bir de şifa ekibi meydana getirdik. Şifa ekibini meydana getirdikten sonra, birçok arkadaşımız üzerinde medyomluk araştırması yaptık. Tam yetişmiş bir şifacı medyom yoktu ama herkesin büyük bir samimiyeti, büyük bir isteği vardı. Üç, dört kişilik gruplar halinde üç ayrı odada çalışıyorlardı. On kişilik bir şifacı ekibiyle devam eden çalışmalarımız iki, iki buçuk sene, 1962’nin baharına kadar sürdü. Şifa ekibi İngiltere’deki şifacı Henry Edwards ile ilişkideydi, birtakım hastaların kayıtlarını oraya yolluyorduk yani İngiltere’den, uzaktan tedaviye alınan hastalar da vardı. Şifaya çok büyük bir ilgi oldu, kartoteks tutmak zorunda kaldık. Talep o kadar fazlaydı ki hastalara bir, bir buçuk ay sonrasına sıra veriliyordu. Sonuçta, çeşitli çalışmalar vesilesiyle küçücük dernekte elli, altmış kişi biraraya gelmişti ve bu şimdiye kadar hiç yaşanmamış bir durumdu. Tabi bu arada medyonomik çalışmalar da yapılıyor, tebliğler alınıyor, işlerimiz ilerliyordu. 1962’de bir seçim yaptık, Refet Bey başkanlıktan ayrıldı. 1967’de ben başkanlığa geçtim.“« Geri İleri »
|
|
 |
|