 |
|
 |
|
|
| |
Bedri RUHSELMAN - Hayatı
Hayatı
Türkiye'deki metapsişik biliminin öncüsü olan Dr. Bedri Ruhselman, 1898 yılında, İstanbul'un Fındıklı semtinde, Setüstü'ndeki kendi evlerinde dünyaya geldi. Ruhselman 'ın soy kütüğü, Kafkasya'da yaşayan Çerkezlerin Şapsığ koluna kadar uzanır. Babası, kıdemli yüzbaşı askeri cerrah Cemal Efendi, annesi ise Kastamonu kale kumandanı Binbaşı Hüsnü Efendi'nin kızı Safiye Hanım'dı. Ruhselman, anne ve baba tarafından asker kökenli bir aileden geliyordu. Ailece, ilkokulu bitirinceye kadar İstanbul'da Fındıklı'da oturdular. İlkokula, Şemsi Mekatip'te başladı. Çocukluğunun ilk yılları İstanbul'un Fındıklı semtinde geçen Ruhselman, 1902 yılında babasının Çanakkale'ye tayin olması nedeniyle, ilk ve ortaokulu Çanakkale'de tamamladı. Çocukluğunun ilk yıllarıyla ilgili bir geçmiş yaşamı hatırlama olayını, Dr. Bedri Ruhselman 'ın bu yaşlardayken bir önceki yaşamını hatırladığını; onun Ruh ve Kainat adlı eserinin 944. Sayfasından, kendi üslubuyla aktarmak istiyoruz. "Çocukluğumun hangi zamanında başladığını bilemediğim, 4-5 yaşıma kadar beni takip eden bu hatıranın o zamanki canlı tesirlerini hala az çok duyabiliyorum. Bazen bir çocuk merakı ile, bu hikayenin ne zaman meydana geldiğini anneme sorardım. O önce, bir rüya görmüş olduğumu düşünerek, bana baştan savma cevaplar vermekle yetinmişti. Fakat bilahare devam eden ısrarlarım karşısında, nedense bazı endişeler duymaya başlamış ve beni şiddetle tehdit ederek böyle şeyleri konuşmaktan menetmişti. Beş yaşından sonra bu hatıralar yavaş yavaş kuvvetini kaybetti ve geride, canlı sahneler yerine sönük ve silik birtakım klişeler kaldı. Bu hikaye aşağı yukarı şu idi: Ben yine bir çocuktum fakat başka bir çocuktum. Annem ve diğer 2-3 kardeşimle beraber (O tarihte yalnız bir kardeşim vardı!) bir seyahatte bulunuyoruz. Denizdeyiz ve bir kayığın içindeyiz. Yanımdaki annem ve kardeşlerim şimdikilere hiç benzemiyor. Büyük bir limandayız. Bu limanda bir manzara var ki, benim merakımı en çok uyaran da bu oluyor. Zira bu, mutat olarak gördüğüm şeylere benzemiyor fakat bana aynı zamanda çok yakın ve mutat görünüyor. Deniz üzerinde veya sahillerde büyük tesisata bağlı ve asılı duran terazi kefeleri gibi birtakım şeyler var ama bunların üzerinde silahlı adamlar duruyorlar ya da bazı şeyler yapıyorlar. Nihayet büyük makineler, kalabalık sahiller ve birçok görmediğim insan içinde hatıram bulanıyor ve siliniyor. Bu gördüğüm şeylerin hiçbiri, o zamanki alışılmış yaşamımda yoktu. Burası neresi idi, bu gördüğüm adamlar kimlerdi, ben buralara ne vakit gitmiştim? İşte o zamanlarda kafamı işgal eden meseleler bunlardı. Acaba bu, gerçekten bir rüyanın izlenimi miydi? Bu mümkündür, bir çocuk birçok rüya görebilir. Fakat gördüğüm rüyalardan hiçbirisi bende bu ölçüde içinde yaşanmışçasına canlı bir sahne izlenimi bırakmamıştı. Bununla beraber, eğer elimde yalnız bu sözünü ettiğim belirsiz ve her yoldan açıklanabilir şahsi çocukluk hatıramdan başka, daha kuvvetli ve müspet diğer çocuk hatırlamaları olmasaydı, yukarda yazdığım hikayeler üzerinde bir saniye bile durmak istemezdim. Fakat elimizde, yetkili bazı kişiler tarafından saptanmış öyle örnekler var ki, bunları inceledikten sonra, 'gevezelik yapan' veya 'rüyalarını anlatan' çocukların öyküleri karşısında uyanık olmamızın gerektiğini takdir etmekte gecikmeyiz." Ruhselman on yaşındayken, müziğe olan ilgisi nedeniyle alaturka keman dersleri almaya başlar. Keman derslerini veren hocası Kazım Efendi'ye göre, müziğe olan yeteneği çok fazladır. On iki yaşındayken, kendisi için bir dönüm noktası oluşturacak kadar önemli bir şey olur. Ruhselman’ın eline Gayret Kitabevi'nin sahibi Mösyö Garbis'in "Cinlerle Muhabere (Haberleşme)" adlı küçük cep kitabı geçer ve onu gizlice okumaya başlar. “Gizlice okur,” diyoruz çünkü babası bu tür konularla ilgilenmesini kesinlikle istememektedir. Ama meraklı küçük Ruhselman, tavan arasında kendi kendine ufak celse denemeleri yapmaya başlamıştır bile. Hatta bir gün, okuduğu kitaplardan birinde, ölen insanların kabir azabı yaşadıkları bir dönemin olduğunu ve imamın mezar başında talkın vermesinden sonra bazı olayların ortaya çıktığının yazılı olduğu bir bölüme rastlar. Bu konu onun son derece ilgisini çeker. İşin gerçeğini anlamak için bir cenazenin peşine takılır, kabristana gider ve orada sabahlar. Anlatılanların aslını öğrenmek isteği, 10-12 yaşındaki Ruhselman'ın korkularını bile yenmiştir. Ruhsal olaylara olan ilgisi böylelikle başlamış olur. Bedri Ruhselman 15 yaşına geldiğinde, bu kez babasının ve onun bazı arkadaşlarının yanında, ilk celse deneyini yapar. Kendisinin belirttiğine göre, bu celsede bir savaşın çıkacağı söylenir. Nitekim 1914'te, Birinci Dünya Savaşı patlak verir. Bu nedenle ailesi, Ruhselman'ı bir denizaltı ile İstanbul'a yollar. Bundan böyle lise öğrenimine Kabataş Lisesi'nde devam edecektir. Ruhselman lise eğitimi sırasında aynı zamanda keman dersleri de almaktadır. Hocası ise, o dönemde İstanbul'da bulunan üstat kemancı Bay Braun'dur. Ruhselman keman alanında o kadar ustalaşmıştır ki, hocası bazı prenslere Ruhselman'dan ders almaları için referanslar verir. 1916 yılında Kabataş Lisesi'ni bitirdikten sonra Tıbbiye'ye girer. Ailesi de İstanbul'a gelmiştir. Ruhselman'ın eline o dönemlerde, "Hakikat-ı Muhammediye" adlı bir kitap geçer. Bu kitapta tüm ayrıntılarıyla cennet anlatılmaktadır. Cennete kimlerin gireceği belirtilmekte, en üst sırayı da şehit olanların alacağı vurgulanmaktadır. Genç Ruhselman bu kitaptan o kadar çok etkilenir ki, o sıralarda devam eden Çanakkale Savaşına katılmaya karar verir. Hemen askerlik şubesine gider, kaydolur ve bunu kimseye söylemez. Ertesi gün büyük bir gönül rahatlığı içinde, Bab-ı Ali yokuşundan inerken, bir kahvenin önündeki tahta sedirde oturmuş bir adamın gazete okuduğunu görür. Tam adamın önünden geçerken, rüzgarın etkisiyle gazetenin sayfası döner ve arka sayfadaki bir ilan gözüne çarpar. Bu dikkat çekici ilanda, Aksaray semtinde bulunan bir falcının, geleceği okuduğu belirtilmektedir. Bu tür esrarengiz konulara zaten meraklı olan Ruhselman, bu falcıya giderek geleceğini öğrenmeye karar verir. Savaşa gidip şehit olmayı amaçlayan Ruhselman, muhtemelen falcıdan bunun olup olmayacağını öğrenmek istemektedir. Aksaray'a falcının yanına gider, onu bir odaya alırlar. Saatlerce bekler; ne gelen vardır, ne de giden. Neden sonra çok yaşlı, sakallı, titrek bir ihtiyar, değneğine dayana dayana gelir, karşısında durur ve Ruhselman'ı görür görmez yarı trans durumunda bağırmaya başlar: "Cerrahın oğlu, cerrahın oğlu, ne cenneti? Deli misin sen? Cennete gideceğin yok. Sen bu işten vazgeç ve eğitimini tamamla. Haydi kalk, yıkıl karşımdan." Anlattığına göre, Ruhselman o anda bir korkuya kapılır. Küçük bir çocuk olarak, büyük bir moral bozukluğu ve düş kırıklığı içinde oradan ayrılır ve yolda düşünmeye başlar. Bu falcı adam babasının işini, kendisinin öğrenci olduğunu, askere yazıldığını ve cennete gitmeyi düşündüğünü bir anda söylemiştir. Heyecan içinde fırlar, olup biteni kavramıştır, eve gelir. Durumu ailesine anlatır. Evde bir telaş başlar çünkü biraz sonra saat dokuz olacak ve Ruhselman 'ın gidip askerlik şubesine teslim olması gerekecektir. Bedri Ruhselman'ın yüzbaşı olan dayısı onu alır ve o sıralarda subayların gelip gittiği, Sirkeci'deki Meserret Kahvehanesine götürür. Oradaki birkaç subayla birlikte, ne yapabilecekleri konusunda konuşmaya başlarlar. Masada bu tartışma sürerken, ilginç bir olay olur. Yan masada oturan bir subay konuşmaları duymuştur. Masaya dönerek ne olduğunu sorar. Dayısı olan biteni anlatır ve çaresiz kaldıklarını söyler. Çakmak mavisi gözleriyle bunları sessizce dinleyen subay başını sallar ve genç Ruhselman'a dönerek şunları söyler: "Oğlum, duyguların çok güzel. Vatan için ölmek şereftir ama sen çok gençsin ve okuyorsun. Evet, milletimizin askere ihtiyacı var ama okumuş insana daha çok ihtiyacımız var. Savaşta insan bir kere ölür ama okumuş bir insan yaşayarak, vatanına her gün hizmet eder. Sen de eğitimini tamamla ve milletine bu yolda hizmet et!" Sonra cebinden bir kart çıkarır. Üzerine bir şeyler yazar ve "Bunu Savaş Bakanlığındaki şu şahsa verin ve bu çocuğun adını sildirin" der. Dayı ve yeğen sevinçle kartı alırlar. Kartın üzerinde şu isim yazmaktadır: Miralay Mustafa Kemal. Tüm yakınlarına sonradan anlattığına göre, bu olay Ruhselman'ı çok etkileyecektir. 1920 yılında Ruhselman, Tıp Fakültesinin dördüncü sınıfındadır. Bu arada da keman dersleri devam etmektedir. Özellikle Adli Tıp hocası Saim Ali Bey, onun müzikteki başarısını çok desteklemektedir. Müzik sevgisi daha ağır bastığı için, Ruhselman Tıbbiyeyi bırakmaya karar verir. Hedefi, Avrupa'da müzik eğitimi görmektir. Ancak bunun için para gereklidir. Sonunda o da bulunur. O dönemin geleneklerine göre, Kadıköy Bostancı'da oturan Mısırlı bir prenses, Ruhselman'ı himayesine alır ve ona mali yardımı sağlar. Dr. Bedri Ruhselman 1920'de Prag'tadır. Konservatuarı bitirdikten sonra, "Meister Schule"nin yani Virtüöz Okulunun sınavlarına girer ve çok zor olan bu sınavı vermeyi başarır. Son sınıfın ikinci yarısına kadar bu okula devam eder. Gayet parlak derecelerle ilerleyerek, keman dalında virtüözlük derecesine yükselir. Bedri Ruhselman, Prag'daki müzik eğitimi sırasında tanıştığı bir kişiden, Ruhçuluk konusundaki ilk bilgilerini alır. Bu eğitimin yanı sıra, metapsişik araştırmalara da başlar. Fransızca, Almanca ve biraz da İngilizce bilmenin verdiği avantajla, teorik Ruhçuluğu dünya literatüründen çok iyi izleyebilmektedir. Allan Kardec, Gustave Geley, Charles Richet, Leon Denis gibi klasik Ruhçuluğun öncülerinin yazmış olduğu ciddi eserleri iyice inceler. Ruhselman kitaplardan okuduklarını uygulayarak ipnotizmi öğrenir. Bu arada, kendisine mali destek sağlayan prensesin maddi durumu bozulur. Bu yüzden virtüözlük sınavlarına giremeden, Türkiye'ye dönmek zorunda kalır. Cumhuriyetin ilanının ilk yıllarıdır. Türkiye'ye dönen Ruhselman, Anadolu'nun çeşitli kentlerinde müzik öğretmenliği yapar. Bu dönem, 1926 ile 1935 yıllarını kapsar. Sonunda, yarıda bırakmış olduğu Tıp Fakültesine yeniden girer. Eğitimine ikinci sınıftan başlar. Bedri Ruhselman'ın, çok sevdiği müziği 1934 yılında bırakarak, çalışmalarının tüm ağırlığını spiritüel araştırmalara yöneltmesine neden olan oldukça ilginç bir olay vardır: Ruhselman son konserini İzmir Erkek Muallim Mektebi'nde vermiştir. Paganini'nin "Şeytan Trilleri" adlı eserini çalarken, eserin ortasına doğru dinleyicilerden birinin çocuğunun elindeki balon havaya uçar. Bütün dinleyiciler konseri dinlemeyi bırakıp, büyük bir merakla balonu izlemeye başlarlar. Bu olay üzerine Ruhselman eseri yarıda bırakarak salonu terk eder ve kemanını dolabının en üst gözüne yerleştirerek, bir daha konser vermeme kararı alır. Bu olaydan sonra müzik çalışmalarından soğuyarak spiritüalizme döner ve Tıbbiye'ye tekrar girerek, kaldığı yerden tıp öğrenimine başlar. Üniversiteden mezun olduktan sonra, Profesör Frank'ın yanında uzmanlık eğitimi görür ve dahiliye uzmanı olur. Ardından İzmir'de bir muayenehane açar. Dr. Bedri Ruhselman bu arada spiritüel araştırmalara da devam etmektedir. Teorik Ruhçuluğu çok iyi sentezleyen Ruhselman, artık uygulamalı çalışmalara geçmiştir. Ruhsal alemden ilk yüksek bilgileri, 1936 yılında ünlü müzikolog Hüseyin Sadettin Arel'in medyomluğu aracılığıyla almaya başlar. Kendisini "Üstad" adıyla tanıtan bedensiz varlık, bu celselerde oldukça yüksek bilgiler aktarmıştır. Yine bu celselerde ifade edildiğine göre, bu kadar yüksek bir ruhsal ortam ile doğrudan doğruya temas dünya üzerinde ilk kez gerçekleştirilmiştir. Bu yüksek bilgilerle, Dr. Bedri Ruhselman'ın gelecekteki bilgi çalışmalarının temelleri çok sağlam bir şekilde atılmaya başlanmıştır. 20 celse süren bir bilgi bağlantısından sonra, Üstad adlı bedensiz varlık şöyle diyecektir: "Bu irtibatın devamı, sizin ölçülerinize göre uzunca bir zaman sonra olacaktır." Bu uzun zaman ise tam 11 yıl sürer. Bu süre içinde Dr. Ruhselman, verilmiş bilgilerin sentezini yapacaktır. Gerçekten de alınan bilgiler çok değerli olmuş ve Yeni Ruhçuluğun doğmasına zemin hazırlamıştır. Dr. Bedri Ruhselman bir süre Bakırköy Akıl Hastanesi'nde çalışır ve incelemeler yapar. Doktorluğa başladıktan sonra da Fener adlı bir dergide yazıları yayınlanır. "Yükseltici bilgiler ve sanatlardan bahseden aylık mecmua" olarak ifade edilen bu dergi, Mart 1938'de yayın hayatına başlar. Ancak parasal sorunlar yüzünden 1938 Ağustos’unda, yani altıncı sayısında kapanır. Dr. Ruhselman 1940-41 yıllarında, yedek yüzbaşı rütbesiyle doktor olarak askerliğini yapar. Askerlikten sonra, spiritüalizmle ilgili çalışmalara yine devam eder. Bu arada Afganistan, Türkiye'den doktor istemektedir. Dr. Bedri Ruhselman birkaç doktorla birlikte, 1943 Mart’ında Afganistan'a gider. Doktorlar arasında, ilk Türk spiritüalistlerinden olan Dr. Sevil Akay da vardır. Dr. Ruhselman Kabil'deki Rıfkı Sanatoryumu'nda üç yıl süreyle başhekimlik görevini yürütür. Bu ülkede çalışırken, bir ara Hindistan'a gidip orada kalma girişiminde bulunur. Fakat İngilizler bunu kabul etmez. Afganistan'da geçen bu üç yıl içinde deneysel çalışmalarını sürdüren Ruhselman aynı zamanda üç ciltlik Ruh ve Kainat adlı kitabını da tamamlamaya çalışır. 1946'da yurda dönen Dr. Ruhselman, bu çok önemli eserini yayınlar. Bu kitabıyla ülkemizde, Ruhçuluğun ve metapsişik biliminin tanınmasına olanak sağlamıştır. Bu ve bunu izleyecek yayınlarına, "Neo-Spiritüalizm" adını vererek, bu alanda yeni bir ekol kurar. Ruh ve Kainat adlı kitabında bütün ruhsal konular ele alınmıştır. Ayrıca klasik Ruhçuluktaki görüşlerle, "Üstad" celselerinin yüksek bilgileri karşılaştırılmıştır. İnsan, ruh, ötealem, tekamül, vicdan, kader gibi önemli konular hakkında bilgiler verilmektedir. Tekrardoğuş konusu bilimsel açıklama ve örneklerle ortaya konmuştur. Bu eser ülkemizde bu alanda yayınlanan ilk bilimsel ve ciddi yayındır. Dr. Bedri Ruhselman 1947'de yine İzmir'de doktorluk mesleğini sürdürmektedir. Bir celse grubu kurarak ruhsal bağlantılara başlar; bir yandan İstanbul'da bulunan grupla da bağlantıyı devam ettirir. Bu arada İzmir'de, ona muayenehanesini kapattıran bir olay yaşar. Müziği bırakmaya bir anda karar veren büyük vazifeli Ruhselman, muayenehane sahibi olmayı da uzun süre yürütemeyecektir. Afganistan dönüşünde açtığı muayenehanesini, yine kendi asil karakterine uygun bir kararla kapatacaktır. Onun muayenehanesini kapatmasına neden olan olay, hekim olarak yüklendiği sorumluluk anlayışına ve Hipokrat yeminine uygun şekilde gerçekleşmiştir. Dr. Ruhselman bir hastayı ele aldığı zaman, tedavi sonuçlanıncaya kadar, günün 24 saatinde kendisini hastasından sorumlu addederdi. Hekim olarak onu izlerken, sanki Hipokrat yeminini az önce yapmış birine rastlamış gibi olurdunuz ya da bu yeminin, ateşten harflerle benliğine yazılmış olduğunu hissederdiniz. Tavsiyeleri ihmal edildiğinde hastasından çok üzülür ve hemen, “Eğer kendi sağlığınızla ilgili ihmaliniz devam ediyorsa, hekiminizi kaybetme tehlikeniz çok yüksek.” diye uyarıda bulunurdu. Bir de vizite ücreti konusundan çok rahatsız olurdu. Böyle bir öneriden adeta ödü kopar, böyle bir rica veya empozisyonla karşılaştığı zaman sıkılır ve bu sıkıntısını da hafif bir hırçınlıkla örtmeye çalışırdı. Ücret karşılığı hasta bakmaktan hep çok rahatsız olur, ücret almayı hiç içine sindiremezdi. Dr. Bedri Ruhselman'ın doktorluğu bırakmasına neden olan birden fazla olumsuz olay olduğu biliniyor. Ama bunlardan bir tanesinin, bardağı taşıran son damla olduğunu tüm yakınları söylüyor. Yeğeni Şahap Ruhselman olayı şöyle anlatıyor:« Geri İleri »
|
|
 |
|